27.12.2010

Gurbette ki sen gonuller

Cocukluguma dair hatirladigim arkadasliklarim yoktur. Genc kizlik doneminde ise yatili okulda okuyup, arada sanal ortamda yazistigim. Istanbul'a ziyaretlerimde elimden geldigince gonullerini yokladigim dostlarim vardir. Cogunuza gore tuhaftir belki, ama ben en iyi dostlarimi 20 li yaslarimda tanidim.

Hollanda'da bir Turk olarak yasamak zordur. Yada soyle diyeyim Turk gibi yasamak zordur. Iki kultur arasinda slklsip kalmis insanlariz aslinda. Sonradan gelen nesiller, bilhassa burda doganlar bunda daha cok zorlaniyor. Oyle ki, evde Turkce konusulmayan, Turkluge, Islamiyete ait degerlerin yerini Hollanda, ve diger birlikte yasadigimiz kulturlerin aldigi. Kilik kiyafetimizden tutun, yedigimiz, ictiklerimizin, ahlakimizin, geleneklerimizin, buyuklerimize, atalarimiza olan sayginin ve bir cok baska unsurun zamanla 'kullanim disi' hale geldigi bi ortamda yasiyoruz. Aileniz yada arkadas ortaminiz bu yozlasmadaki en buyuk etken.

Benim ailem kendi degerlerimizden uzaklasir endisesi ile gozunden sakindiklerini yavrularini bu yuzden Turkiye'de hic gormedikleri, ama cok guvendikleri insanlara emanet ettiler. Yeter ki diger kulturlerin etkisinde kalip, ozumden uzaklasmayim di tek dertleri.

Butun bu anlattiklarimdan Turkiye'de okumamis olmayanlarin yabancilasip, degerlerine sahip cikmadigi dusuncesi algilanmasin. Aman ha! Hani bu 20'li yaslarda gercek dostlarimla tanistim dedim ya, onlardan cok azi Turkiye'de yasayip okuma firsatini bulmuslar. Hepsi Hollanda ilk, lise ve yuksek okullarinda okumus, Turk insanlarin kurmus ve yonetmis olduklari kuran kurslari, egitim ve genclik vakiflari, gonullu insanlarin cocuk, genc, ve ailelere yonelik duzenlemis olduklari, kimi zaman egitici, kimi zaman eglenceli etkinliklerinden faydalanmis, kendi degerlerini yitirmeme konusunda emek sarfetmislerdir.

Suan cogumuz evlendik, coluk cocuga karistik ayri mevzu, ancak o 20'li yaslarda hepimiz bekar, dinamik, topluma faydali olma arzusu guden egitim gonulluleriydik. Haftasonlarimizin tamamini bizden beklentileri olan Turk ailelerin'in cocuklarinin bulundugu bi egitim merkezinde gorevliydik. Kimimiz okul derslerinde yardimci olurdu, kimimiz ilkokulu bitirme sinavina hazirlardi. Bi digerimiz sosyal ve kulturel etkinliklere cocuklarimizi hazirlarken, bi digerimizde din ve ahlak konusunda egitim veriyordu. Iste bu guzel gonullu ordusunun geriye hem dunya hem ahiretimde varliklarini her daim arzuladigim insanlar kaldi etrafimda.

Zamanla olusan evliliklerimiz, ve cocuklarimizla bu dostluklarimiz cogaldi, iyi ve bilhassa kotu gunlerde varliklarindan emin oldugumuz degerli canlarla zenginlesti sefkatten, merhametten eksik gonullerimiz. Bizim dostluklarimizda kadin erkek ayrimi gudulmez. Herkes esittir. Beylerimiz de hanimlarimiz da birbirlerinden hatir gonul sormayi, edep ve adamizi esirgemeyiz. Muhabbetlerimzde ki en belirgin unsur samimiyettir. Cansiz hatiralar olan fotograflardan anlayamazsiniz dostlugumuzun guzelligini. Bizlerle ayni ortamda olmayip, sohbetimize kulak misafiri olmadikca bilemezseniz dostlugumuzun guzelligini. Oyle ki kendi ailem bile zamanla sitem eder dostlarimzla beraber gecirdigimiz guzel vakitler icin. Elbetteki insanin en degerlisi ailesidir, amenna, ancak inanin dostlarimiz kiymeti  ailemizinkin'den farksiz bizler icin.

Egitim merkezi zamaninda da, sonrasinda da uzerime vazife bildim dagildigimzda toparlamayi, ise guce daldigimiz vakitlerde mola vermememiz gerektigini hatirlatmayi. Gecenlerde yine aynisini yaptim, ve bu vesile ile 3 ailemiz eksik olmak uzre, hep beraber guzel bir gun gecirdik. Sabahin erken saatlerinde coluk cocuk bowling salonunda bulduk kendimizi.  Cocuklarimizla ilk defa bowling yapiyorduk. Bowling bahaneydi onlar icin, eglendiklerine tanik olmak muhtesemdi bizler icin. Bol kahkahali sohbetlerimizin esliginde ordan ayrildik. Bowlingde yanimizda olmayip, sonrasinda yemegimizde bize eslik eden 4 arkadas disinda tam kadro bir de resim cekindik.
En kiymetlilerim'le
Sonrasinda esimin de bir parcasi oldugu Meram ailesinin bir restaurantinda, tabu oyunu ile baslayip, cayimizla senlenen, yemeklerimizle doruga ulasip, cay ve tatlilarimizla yeniden dinlenmeye gecen muhbbetimizin nesesi sarmisti masalarimizi.

Benim migdeye inen, Konya usulu etli ekmek

Yorgun gecen gunun ardindan kiymetli abimin maili geldi, gecen guzel gunumuze dair. Mailinden bir iki alinti paylasmak ve yazimi burda nokatalamak istiyorum. Muhabbetle kalin...

"Omur cok hizli gecmekte. Daha buyuklerimiz bizleri  ufacik, tefecik hatirlarken, bizler artik kucuklerimize buyuk olduk. Tektik, cift, cifttik, cok olduk. Hayirli olan sekliyle Rabbim coklarimizi dahada cok eylesin. Dunyanin dengesi egriye dogru meyletmekte. Sevgili anne ve babalar ve adaylari, sorumluluklariniz agir. Yetistireceginiz evlatlar bir fidan gibi narindirler. Onlari guzelce sulayin, zamani geldiginde budayin, asilayin ki buyudukleri zaman, tatli, olgun meyveler verebilsinler. Ilk egitim ailede, sonra okulda ve sokakta. Aile zirhi iyi orerse, okul saglamlastirir, sokak zarar veremez Rabbimin izniyle. Sonrasinda egri olan, dogru olanin cabasiyla dogrulur.

Bir dusunun ki yasadigimiz toplumda Rabbimin lanet ettigi hallere hosgoru bekleniyor, o halde olanlara ozel iltimas geciliyor, koruma veriliyor. Gizli olmasi gerekenler, asikar sergileniyor. Edep, haya utanilir, edepsizlik ise ovunc olarak anlatiliyor. Bizlerin gucu, azmi, inanci kafi gelmedi bunlari asmaya. Mecburen en son care olan kalp ile bugzetmek durumundayiz.

Insallah yetisen evlatlarimiz bilincli, inancli, bilgili, Allah(c.c.)'a kul, topluma lider olmaya namzetler. Ezik, cahil, hakir olan halimizi yeniden hakettigi, dogru olan konuma getirecek ilerinin buyukleri, ornek insanlar. Hepsinin uzerimizde hakki var, onlari bu haklarindan mahrum etmemek icin gayretli olmamiz gerekir.

Hayatta inanan insanin birazda azim ile basaramayacagi yoktur. Tarihte ornekleri coktur. Rabbim basariyi muslumana verririm demiyor, calisana, azmedene, cabalayana diyor. Yoksa onca zalim hukumdarin tahti aninda basina yikilir, zulmedenler helaka ugrardi hemen. 

Bugunlerde sIkca karsilastigim yazi dizeleri sunlar: Islam inancini yikmak icin kullanilan yollar: Inananlari inandiklarindan uzaklastirmak. Bunun en kolay yolu gayri mesruyu mesrulastirmak, helali haram, harami helal kilmak. Yani kendi kitaplarinda yaptiklarini bizdede uygulamak. Neyse ki Rabbim Kuran-i Kerimi Kendi korumasinda tutmakta ve biz insanlara birakmamis. Oyle bir korkumuz yok. Buna ragmen biz kitaba kusmusuz, kitapta hakli olarak bizden sikayetci.

Cocuklarimiz dedik laf nerelere vardi.. Cok fazla uzatmayayim, kimseyide sIkmayayim.... Hakkinizi helal edin."

26.12.2010

...ve yogurt

Sabah uyanir uyanmaz heyecan ile nerdeyse 24 saattir mayalanan yogurdumun battaniye, ve sofra bezlerini kaldirdim. Buyuk bir merakla kas kati kesilmis oldugunu dusundugum yogurduma baktim. Sonuc sekilde goruldugu gibi olmus;

Kendi yapmis oldugum yogurt
 Acikcasi kas kati degildi. Hollanda yogurdu kivamindan (pudding kivami) az daha koyu kivamdaydi. Bu durumda ben degeri azdan biraz daha fazla bilinecek gelin kivaminda olmaliyim (!)

Cumlenize iyi Pazarlar. Bugun dunyanin en harika insanlari ile harika bir gun gecirecegiz insallah. Esen kalin..

25.12.2010

Yogurt yapmasini bilen gelin miyiz?

"Su zamanda yogurt yapmasini bilen kiz aldin, degeri bil bak", diyordu gecenlerde kayinvalidem kizkardesi'nin esine. Soyle bi dusundum "Ssst Ayse? Sen yogurt yapmasini biliyor musun?", hayirdi cevabim.

Degeri bilinmeyecek es konumuna duserim endisesi ile (!) bugun http://www.uzmantv.com/ isimli siteden bu isin puf noktalarini ogrendim, ve ise koyuldum. Sutumu kaynattim, sogumasini bekliyorum, yogurt tamam hale gelince paylasirim isin ayrintisini.

sute maya calarken
Yuzyillardir surup gelen bir mevzudur gelin-kaynana iliskileri. Bizde bir laf vardir 'Gelin kaynana topragindandir'diye. Bazen saka maka kayinvalideme benzedigimi dusunmuyorum degil. Esimle bundan nerdeyse 9 yil once tanistim. Amcamin kizi var cok sevdigim. Onun esi ile kayinvalidem teyze cocuklari. Ben Egitim fakultesinde okuyordum o ara. Ablam annemi aramis bi gun."Yenge bizim Mustafa'nin bir yigeni var, Ayse ile tanissalar ya?!" demis. Annem nasil oldu bilmiyorum ama, izin vermis. Ertesi aksam ablamlara gittim. Ben tabi hic birseyden habersiz onlari ziyarete gelmistim. Degerli es adayimiz Hasan bey henuz ortada yoktu. Enistem mevzuyu evlilikten acti. "Cikar bunun kokusu" diye dinlemeye devam ediyordum ki, agzindaki baklayi cikardi. Hasan diye Turkiye'den gelen degerli bir yigeni oldugundan bahsetti. Benimle tanismak istedigini ifade etti. 'Neden ben?' diye sordugumda enisteme, benim icin hayirli bir kimset oldugunu, ona bir firsat vermem gerektigini dusundugunu soyledi. Istersem onuda davet edebilecegini ifade etti. Soguk kanliligima guvenerek "peki" dedim.

Zil caldi, ve iceriye siyah beyaz kareli gomlek, ve siyah pantalonu ile, bakimli, hos bir bey girdi. Elimde salata tabaklari vardi sofraya goturdugum. Ayak ustu "hosgeldin"dedim, ve masadaki yerimizi aldik. Yemekte goz ucuyla zaman zaman baktim, heyecanli oldugumu fark ediyordum. Hasan bey'den kaynaklanmiyordu bu durum. Olayin heyecani vardi. Hic tanimadigin, evlenme arzusu ile benle tanismak isteyen bir beyle ayni masadaydim. Yemekler yenip, koltuklara gecmistik.

Hava ve suyun alisagelmis bahsinden sonra mevzuyu ben actim. Enistem birden bana bakarak kahkaha attiysada "bu ne hiz" dusuncesi ile, istifimi bozmadim hic. Neler yaptigini, nelerden hoslandigini, hayattan ne gibi beklentileri oldugu sorularina aldigim cevaplar hayal kirikligiydi. "Sigara'dan hic hoslanmam" diye bir dusuncemi paylasmistim ki, ne olsa begenirsiniz, Hasan bey "oyle mi? Bende cok severim" dedi, ve sigarasini yakti. O ana kadar goz rengini fark etmemistim. O an gayri ihtiyari "Gozleriniz renkli, oyle mi? " sorsuna enistem ve ablamin kahkahalari cevap verdi. Hoslandigimi dusunmuslerdi, ama bilakis. Eve geldigimde annemde "Bu isi unut, hic tarzim biri degil" demistim buyuk konusarak, sonrasinda buyuk bi askla baglanabilecegim ihtimalini gozardi ederek...

Bir ay sonraki ikinci bulusmada oldu her ne olduysa, ve Haziran 2002'de onun bana yapmis oldugu evlilik teklifini kabul ettim. Ancak ertesi sene Agustos ayinda nisanimizi yapabilmistik. Dugunumuz ise 12 Agustos 2005'te oldu. Kayinvalidemler beni nisanlandiktan sonra ilk kez gordu. Ben onlari onlarda beni sevmisti. Bazen Hollanda'da yasamis olmanin, ve 7 yil anne ve babamdan ayri okumus olmanin verdigi dikkafalilik, ozguven, ve aciksozluluk beni hatali davranislarda bulunmama sebep olduysa da, bir sekilde herdaim gonullerini aldigim dusuncesindeyim.

Bir anne ve baba, dunya tatlisi iki gorumcem, bir kayinim, eltim ve iki yigenim daha oldu esimin hayatima girmesiyle. Rabbim onlari korusun, muhabbetlerini eksik etmesin!

Yemek bahane

Turkiye'de de oyledir buyuk ihtimal, sahit olmadigim icin bilemiyorum. Bayram oncesi alisverislerde sanirsiniz ki adamin biri tezgahin arkasindan "Gel vatandas, batan geminin mallari bunlar!" diye bagrip, yok parasina mallarini satiyor. Hos,hala semt pazarlarimizda bu sekilde bagiran esnaf var mi bilemiyorum. Iste bugun iki gunluk Noel bayrami oncesi alisveris mekanlarin yerleri aynen bu sekildeydi.

Hollanda tarihinin en soguk ikinci kisini yasamakta suan. Ve bizler malesef buna tanik oluyoruz. Sogugu severim, ama inanin bana insanin iliklerini donduran bir soguk hakim, sicak yuvalarimizin disinda. Bu soguga dahi aldiris etmeden alisveris sepetimi doldurdum ve Peygamberimizin evini andiran bos buzdolap ve tezgahlarimi doldurdup Firavunun evine benzettim evimi. Niye mi boyle dedim? Buyrun o halde;

Efendimiz Hazretleri (s.a.v) sabahları Âişe validemize "Kahvaltılık bir şey var mı?" diye sorunca bazen "yok cevabını alır, "Öyle ise ben de bugün oruca niyet ediyorum."dediği çok olurmuş.
Bir sabah Hazret-i Mevlana da hanımı Kerrâ hatuna "Kahvaltılık var mı?" diye sorduğunda "yok" cevabı alınca sevinerek söylenmiş: ? Elhamdülillah bugün evimiz Peygamber evine  benzemiştir!
Bir başka gün de bütün yemek çeşitlerinin bol miktarda mevcut olduğunu öğrenince bu defa da:
"Eyvah bugün evimiz firavun evine benzemiş!" diye söylenmiş.

Ne kadar aciz be yaf?! Doyumsuz, doymak bilmeyen ac insanlariz! En yakin arkadasimizin davetinde dahi en az 2-3 cesit ikram hazirlamaya kendimizi mecbur kiliyoruz. Elbetteki ikram, misafirperverlik onemli degerler, ancak isin ihtiyac sahipleri ile paylasim ve israfa kactigimiz vakit bunun hesaba cekilecegi gercegini hatirlamaliyiz.

Bu gunumu 3 degerli bacimla bitirdim.  Canim dostlarim Sukriyem, Tugbam ve Kiymetim ile beraberdim. Kiymete ayrica tesekkur ediyorum, cunki onun blogu benim blogcu olmama sebep oldu.Takip etmek isteyenler buyursun http://kiymetligunler.blogspot.com/
Hep beraber bol sohbetli, kahkahali, arada zulfiyare dokunan paylasimlarimizin esliginde lezzetli yemeklerimizi yedik. Buyrun ispati;          
                                                                                     

Yarin yine guzel paylasimlar olur insallah da, Pazar gunu esasen paylasacaklarim daha fazla. Merak edenler Pazartesi http://qirkayak.blogspot.com/ 'u takip etsin.
 Muhabbetle kalin!

24.12.2010

Iyi saatte olsunlar :)

Saat gecenin 01.00'i ve sanirim bana iyi saatte olsunlar geldi:)
Normal bir insan evladi su kis gununde sicacik yatagina girmis, ruyalar alemine dalmis olmali. Ama ben ne yaptim, kiymali pogaca...

Esim tip 2 seker hastaligina sahip, ve akla mantiga gelmeyecek saatlerde karni acikir bu sebepten oturu. Oyle meyve ile felan da gecistirrmez. Aksam yemeginden kalma yemeklerde arzu etmez. Illaki tosttur, ekmek arasidir birseyler arzular. Ne kadar hastaligina aykiri ise de, en azindan ne gelecekse benden gelsin mantigi ile, bari birsey olacaksa benim pogacalardan olsun dedim, ve yapiverdim iki dakikada pogacayi :)

Tabi bu saatte halk arasinda 'yat geber' tabirinden yenilen bu pogacalar vucudumuzun belli yerlerine direk kilo olarak transfere hazir. E madem bu saatte yaptik, tarif ve resimlerimizi paylasalim illaki. Afiyet olsun!

Hamur malzemeleri
-1 paket yas maya
-5 tatli kasigi seker
-1 tatli kasigi tuz
-1 su bardagi sivi yag
-1.5 su bardagi ilik su yada sut
-ortalama 1 kg un

 ic malzeme:
250 gr kiyma
2 kucuk sogan
kirmizi biber
cok az salca
tuz

Once maya, sut seker ve yagi koydum, uzerine unu eleyerek doktum ve ardindan tuzu ekledim. Hamurun yumsak kivama gelmesi gerekiyor. Gerekirse su yada un eklenilebilir. Uzerini bezle ortup sicak bir yerde 1,5 saat beklettim.

Kiymayi az yagda kavurup sogani ekledim. Suyu cekene kadar kavurup az salca ve baharatlari ekledim. Maydonoz yoktu bende, ama siz bence ekleyin, daha lezzetli olur.

Hic oklava kullanmadan, elime kucuk bezeler aldim, ortasini cukur yapip malzemeden koyup, kapatip tekrar yuvarladim. 20 adet cikacak sekilde tepsiye dizim. Yumurta sarisi ve corekotunu ekledim. 10 dk daha mayalandirip 185 C de ustleri kizarana kadar pisirdim.
Kiymali pogacalar firinda

Kiymali pogacalar migdeye inmeye hazir:)

23.12.2010

Krema ve cevizli ayva tatlisi

 3 ayvanin kabuklarini soydum, cekirdek yatagini cikardim ve 3 bardak seker, 1 paket vanilya sekeri, ayva'nin cekirdekleri,  bi tutam nar cicegi ve 2 bardak suyla kaynamaya koydum. Basincli tencerede ayvalar yumsayana kadar pisirdim. Bilinen ayva tatlisina gida boyasi koyarlar, ben istemedim. Nar cicegi tam kirmizi yapmadiysada pembemsi bir renge donusturdu. Uzerine pasta kremasi ve ceviz koydum. Mayhos ama cok lezzetliydi. Kayinvalidemle beraber yemistik ilk yaptigim gun, ve o da cok begendigini soylemisti.

Krema ve cevizli ayva tatlisi


Somon, brokoli, pirasa ve ispanakli makarana

Kosusturmali gunun neticesinde eve geldigimzde acikmistik haliyle. Buzdolabini ve dipvrizi ayni anda actim. Alisveris zamani gelmis geciyordu bile. Buldugum bir porsiyonluk dondurulmus somon filetosu, cegrek pirasa, 1 avuc ispanak ve 5 dal brokoli ile muhtesem bir ziyafet cikardik ortaya. Nasil mi? Anlatayim;

1 tencereye cok az kelebekle fiyonk makarna koydum haslanmak uzre. Ote tarafta cok az sivi yagda henuz buzu cozulmemis olan somonu uzun uzun dogradim ve kavurdum, uzerine sirasiyla pirasa, iki kasik domates puresi, brokoli, ispanak, cok az kuru feslegen, tuz ve kirmizibiber baharatlarini ekledim. Makarna'nin haslama suyundan bir kepce koyarak kisik ateste biraktim. Makarna hasladiktan sonra diger malzemelere karistirdim ve muhtesem bir ziyafet bizi bekledi. Kolay kolay sebze tuketmeyen kisiler icin beyaz, yada pembe etli baliklarla yapilmis makarna inanin kabus olmaktan cikiyor.
Somon, brokoli, pirasa ve ispanakli makarana

Biraz ordan, biraz burdan

Bi arkadasim soylerdi " Kizim seni bi tasla basbasa birakalim, sen onunla bile sohbet eder kaynasirsin" diye. Eskiye nazaran biraz daha cekimser, mesafemi koruyan, gozlemci bi tavrim var yeni kurdugum iliskilerimde. Belki samimiyetine inandigim iliskilerin husrani, belkide insanlarin tahammul edemedigim iki yuzlulugu bu 'yogurdu ufleyerek yeme' tavrima sebep.

Bugun daha onceden bazilarini hic tanimadigim hanimlarla ayni ortamdaydim. Cok kiymetli bi ablam cocuklarin eglenebilecegi bi 'çocuk eglence merkezine' davet etmisti. "Merhaba ben Ayse, nasilsiniz?" kalipli cumleyi kullanarak her biriyle selamlasip opustum. Ki bana kalsa en guzel samimiyet gostergesi olan sarilma yetiyor. Nedense ozellikle biz Hollandali Turklerin en bariz uyum gostergesi olan Hollandalilarin 3 kere opusme olayini fena halde ozumsemisiz. 3 kere opusup, uzerine birde sarilabiliyoruz.Daha gectigimiz kis 'domuz gribi'olarak un yapmis h1n1 virusu'nun korkusu ile insanlar birakin opusmek, el dahi vermiyorduk birbirimize.

Ne kadar on yargili olmanin kotu bir yargi bicimi oldugunu kabul etsekte, bir baskasinin hakkindaki ilk intibamiz, ister istemez o kisiye yaklasimimizi etkiliyor. Bugun esasen oglumun pesinde kosturup, onunla birlikte hoplayip ziplamaktan, pek vakit ayiramadim hanimlarla olan sohbetime. Mutevazi, cocuklarina duskun, ancak kendilerini ihmal etmeyen hanim profilleri vardi karsimda.

3'unun yeri bende biraz farkliydi. Menekse, Dondu ve Zuhal ablam. Cogu kisi bilmez ama, gecen sene yasadigim sehirde bir vakiftan bana bir rica geldi, kiz cocuklarina dini icerikli sohbet verip veremeyecegim konusunda. Sohbet vermek icin cok dogru bir insan olmadigimi dusundum. Evet ogretmenim, amenna, ama hayatimda hic dini icerikli bir sohbet vermemistim. Tam manasiyla anlattiklarimla, ilmimle amel etmedikten sonra ne kadar samimi olabilirdim? Bana gore bir sozun tesiri, ancak kisinin  o an soylerken ki samimiyetine bagli. Samimiyetsiz asla olmadim. Ama anlattiklarimla amel etmiyorsam, tesiri ne olabilirdi ki anlatacaklarimin?
.....
Abdülkadir Geylani hazretlerinin şu meşhur hikayesini hepiniz bilirsiniz.
Oğullarında safra rahatsızlığı olan bir aile ne kadar çocuğa balı yasaklasalar da bir türlü engel olamazlar ve en sonunda büyük mutasavvıf Abdülkadir Geylani hazretlerine götürmeye karar verirler. Devesine binen baba, çocuğunu yanına alarak Bağdat'ın yolunu tutar. Ve uzun yolculuktan sonra Bağdat'a varır. Abdülkadir Geylani Hazretlerinin huzuruna çıkarak meseleyi anlatır.
O büyük hazret:
- Çocuğu bana kırk gün sonra getirin, der.
Adam çocuğunu alır ve köyüne döner. Kırk gün sonra Bağdat'a Gavs-i Azamın beldesine tekrar gelir. Abdülkadir Geylani Hazretleri çocuğu karşısına alarak;
- "Evladım, sakın bir daha fazla miktarda bal yeme! Der. Sonra çocuğun babasına dönerek:
- "Al çocuğunu, götür köyüne" der. Bu işteki hikmeti anlamak isteyen baba
- Efendim, niçin ilk geldiğimizde bu tembihte bulunmadınız, hikmeti nedir diye sorar.
Abdülkadir Geylani Hazretleri şöyle buyurur;- O gün ben, kendim de bal yemiştim. Çocuğa "Bal yeme!" desem, sözümün tesiri olmazdı. Vücudumda balın tesiri oldukça yapacağım nasihatin bir faydası olmayacağından, senin kırk gün sonra gelmeni istedim. Ve denir ki çocuk derhal bal yemekten vazgeçer
.

Butun bu vesveseleri bi kenara birakip, belkide bu sohbetlerin bende farkli degisimlere vesile olabilecegini dusundum, ve her Cuma kendi evimde 9-16 yas araliginda ki kiz cocuklarina sohbetler vermeye basladim. Ilk basladigimiz gun 4, son sohbet gunumuzde 16 kisi vardi elhamdullilah. Simdilik ozel bazi slkintilar yuzunden ara verdim, ama en kisa zamanda geri baslayacagiz insallah.

Iste bu Menekse ve Dondu ablamin kizlari o sohbet grubunda ki kizlardan bazilari. Sohbetlere ara vermek zorunda kalmama su yorumu yaptilar "Biz cocuklarimizi camiye dahi gonderemiyoruz, baska hic kimseden sohbet dinlemek istemiyorlar, sadece sana getirebiliyoruz" dediler. Insanin hosuna gitmiyor degil, elbette guzel ovguler bunlar, ama inanin bazi zamanlar o kadar yetersiz hazirlanabiliyordum ki sohbetlere, icimden "Allahim sen yardim et, bu cocuklarin benden bir beklentisi var, sen yardimci ol ki burada toplanmamiz guzelliklere vesile olsun" diye dua ederdim. Rabbime binlerce sukur ki hep alnimizin aki ile bitirebildik sohbetlerimizi. O ovguleri ben degil, onlari benim anlatmama vesile olan yaradanim hak ediyor.

Zuhal ablam ise bende suan babasi'nin rahatsizligi sebebi ile Turkiye'de olan Esen ablamla bir nefeste andigim kiymetli bir ablam. Istanbul'a gitmistik onlarla, ve o an anladimki bu ablalarimin hayatimdaki yeri sonsuz. Allah onlardan razi olsun.

Bu kosusturmali gunun neticesinde eve geldigimizde acikmistik haliyle. Buzdolabini ve dipvrizi ayni anda actim. Alisveris zamani gelmis geciyordu bile. Buldugum bir porsiyonluk dondurulmus somon filetosu, cegrek pirasa, 1 avuc ispanak ve 5 dal brokoli ile muhtesem bir ziyafet cikardik ortaya. Nasil mi? Anlatayim;

1 tencereye cok az kelebekle fiyonk makarna koydum haslanmak uzre. Ote tarafta cok az sivi yagda henuz buzu cozulmemis olan somonu uzun uzun dogradim ve kavurdum, uzerine sirasiyla pirasa, iki kasik domates puresi, brokoli, ispanak, cok az kuru feslegen, tuz ve kirmizibiber baharatlarini ekledim. Makarna'nin haslama suyundan bir kepce koyarak kisik ateste biraktim. Makarna hasladiktan sonra diger malzemelere karistirdim ve muhtesem bir ziyafet bizi bekledi. Kolay kolay sebze tuketmeyen kisiler icin beyaz, yada pembe etli baliklarla yapilmis makarna inanin kabus olmaktan cikiyor.
Somon, brokoli, pirasa ve ispanakli makarana
Uzerinede onceki gunden kalma ayva tatlimi yedimi mi, degmeyin keyifme :))

Onuda soyle yapmistim. 3 ayvanin kabuklarini soydum, cekirdek yatagini cikardim ve 3 bardak seker, 1 paket vanilya sekeri, ayva'nin cekirdekleri,  bi tutam nar cicegi ve 2 bardak suyla kaynamaya koydum. Basincli tencerede ayvalar yumsayana kadar pisirdim. Bilinen ayva tatlisina gida boyasi koyarlar, ben istemedim. Nar cicegi tam kirmizi yapmadiysada pembemsi bir renge donusturdu. Uzerine pasta kremasi ve ceviz koydum. Mayhos ama cok lezzetliydi. Kayinvalidemle beraber yemistik ilk yaptigim gun, ve o da cok begendigini soylemisti.
Krema ve cevizli ayva tatlisi
Ben butun bunlari yazarken oglum koltukta iyice uyku moduna girmis vaziyette, biran once hazirlayip yatirsam iyi olur. Ha unutmadan, blogumu takip eden arkadaslara tesekkur ediyorum, ve varsa yorumlari benimle paylasmalarini istiyorum, cunki ancak yorumlarinizla yazilarimi zenginlestirip, farketmedigim hatalarimi tekrar etmeme firsatini yakaliyorum. Muhabbetle kalin!

Calisan anne ve cocuklari

..Perde acilir, ogretmen rolundeki ogrenci yuksek sesle calan klasik muzigin esliginde, ancak o okulda okuyan ogretmen ve ogrencilerin anlayabilecegi 'bir ogretmenin gunu'nü' canlandirir. Ancak o kadar kosusturmali canlandirilabilirdi bir ogretmenin gunu.

Bir zamanlar yatili ogrenciyken saka degil cidden acirdik anne olan ogretmenlerimizin haline. Hani klise cumledir ya "hele sen bi anne ol, anlarsin.." diye, ogretmenlirimizde "hele siz bir ogretmen olun da goreyim sizi" derdi.
Beddua miydi dua mi pek anlamazdik o vakit, ancak simdi anlayabiliyorum bunu deme nedenlerini.

Bakmayin, suan ecnebi memlekette yasiyoruz da, noel bayrami esligindeki yilbasi tatilinin rahatligiyla  yazabiliyorum. Hele Ocak'ta bir okullar acilisin, ben o vakit gorurum blogcu qirkayak'i. Ise gittigim gunler halim icler acisi. Sabahin koru kalkar evella kendimi sonra yavrumu hazirlarim. Ardindan onu vaktim varsa kresine goturum, yoksa daha gec saatte calisan babasina binbir rica ile emanet eder duserim yoluma emektar bisikletimle. Hollanda disinda yasayanlarin kulaklarina tuhaf gelsede, bu dogmayi secmedigim ulkenin bisiklet nufusu, insan nufusundan daha fazla. Yollar, su karli kis gununde dahi tuzlanilir, ve seyahate elverisli duruma getirilir.

Okula nihayet ulastiktan sonra vatanimdakinden farkli her ders ayri bi sinifa tasimak uzre esyalarimi hazirlarim ve sinifima dogru ilerlerim. Gun icersinde en az 3 kere sinif  degistip, arada bir cay, bide yemek molasi verip, gunumu tamamlayip eve donerim.

Eve donus yolculugunda muhakkak markete sadece ekmek/sut almak icin ugrayip, 2 posetle cikip ardindan oglumu alip eve donuyorum. Aksam yemegi, ortaligi toparlama, oglumun uyku seromonisi, bir adet masal, hikaye ve duamizi edip 'iyi geceler' deyip koltuguma ancak cokebiliyorum.

Arkadaslarimin cogu calisiyor, kimisi haftanin 5 gunu, kimisi daha az. Bircok kez tartisma konusu olmustur bulundugum sohbet ortamlarinda 'kadin calisir mi ?'diye. Bizler icin elbette Islamiyetin bu konuda ki bakis acisi onemli. Rabbimizin emri erkegin calismasi yonundedir. Kadin calismak zorunda degildir. Oncelikli vazifesi cocuklarini egitmek ve terbiye vermektir. Ev islerini yapmamasi yahut aksatmasi diye bir konu Islamiyette esasen yoktur. Kadinin calismasinda belli kurallara uyuldugu takdirde sorun yoktur. Hz. Peygamber'in, evin iç işlerini kızı Hz. Fatıma'ya, dış işlerini ise damadı Hz. Ali'ye yüklemiş olması Müslümanlar için bir aile modeli oluşturma amacına yönelik bağlayıcı bir kural değil, ihtiyaç, örf ve adete dayalı tavsiye niteliğinde bir çözümdür. [İbn Ebî Şeybe, Musannef, X/165, No: 9118; XIII/284, No: 16355; Ömer Nasuhî Bilmen, Hukuk-i İslamiyye, II/484.
........

Bu yogun calisma hayati olan biz annelerin, butun bu yogunluk icersinde, evladiyla ilgilenmesi hakatten cok zor. Bu yuzden ben tatil zamanimda yapilacak en onemli islerimin basina 'oglumla hos vakit gecirmek' sartini koyuyorum. Bu tatilde bunun hakkini veriyoruz. Dun mesela karli havanin muhalefetine karsin evde parmak boyasi ile resimler yaptik. En guzeli suphesiz oglumun el baskisiydi.Ardindan kisa bir yolculuk sonrasinda binlerce kitabin bizi karsiladigi kutuphane ziyaretimiz.
Oglumun ellerinin baskisi

Kutuphane'de kitap keyfimiz.
Bazen akil sira erdiremiyorum bazi annelere. Neden cocuklarini ancak onlarin kosup eglendigi, ve onlarin sadece izleyerek eslik ettigi 'eglence merkezlerine' yahut oyun bahcelerine goturduklerini? Cocuklar anne ve babalarin onlara eslik etmelerini, anne ve babalarina birseyleri yapabildiklerini, basarabildiklerini gostermelerinden, yaptiklari isi onlara sunmanin buyuk keyfini yasarlar. Oyle yerlere gittigimizde dahi, onlari uzaktan izlemeketense, onlarla beraber kosup eglenmeyi istemeliyiz.

Cocuklarimizla eglenmek, dunyanin en kulfetsiz eglence seklidir. Gecenlerde pedagog bir arkadasim anlatiyor; cizmeleri giyip, ellerimize kavanoz ve kurek alip ormanda kesif yapmak kadar keyifli ve bir o kadarda egitici basit bir aktivitenin olmadigini. Ramazan'dan sonraydi sanirim, yakinlarimda oturan iki ablam var, cocuklarimizi aldik, ellerine birer kova ve findik toplamaya gittik. Hangimizin kovasi daha once dolacak diye cabalarina tanik olmak muhtesemdi.

Anlayacaginiz calisan kadir olmak zor, amenna, ancak cocuklarinizi ihmal edecek kadar calismak Islamin kadina verdigi annelik gorevlerinin ihmali, ve Allahin emirlerine itaatsizliktir.

21.12.2010

Annemin kiymeti

Ayrilmamistim annemden oncesinde. Oyle ki okul gezilerine dahi gondermezdi. "Neyinize lazim elin gavurlari ile beraber kamp'a cikmak", derdi bir cok Turk aile kiz cocuklarina bir zamanlar Hollanda'da..
Oysa simdi oyle mi? Simdilerde ailelerin kiz cocuklarinin uzerindeki otoriter uygulamasi cok daha az.

..o daha sonra anlatacagim mevzu olsun, suan anlatmak istedigim sey farkli.
Iste annemden daha once ayrilmadim dedim ya, 12 yasindaydim ilk ayrildigimda. Yasitlarim ilkokuldan sonra ortaokulu Hollanda'da okurken, ben Istanbul'da ozel bir okula gonderildim. Boyle deyince sanki zorla gonderilmis anlami cikarilmasin, aman ha! Son derecede merakli ve heyecanliydi bu gidis bana gore. Annemden ayrilik koymustu sadece...

Bildiginiz jetonlu telefonlar vardi o zaman. Bildiginiz diyorum ama, bir cogunuz belkide hatirlamiyordur. Telefon karti yerinde madeni jetonlari tek tek atarak arama yapabildiginiz ankesorlu telefonlar. Sirasina girip, hic tanimadiklarinizla sirada beklerken koyu muhabbetlere daldigimiz. Arada telefonu kullanan kisiye "hadi arkadasim!!" uyarisini yapmayi ihmal etmedigimiz. Torbayla alirdik jetonlari, cabuk ' yerdi'cunki makina onlari. Bi umut telefonu kapamadan bi yumruk koyardik makinaya, jetonu dusurur umidiyle.

Sira bana geldiginde buyuk ozlemle arzuladigim annemin sesini duyabilmek adina hazir kita beklerdim avucumdaki jetonlarla. Annem daha cok nasihat ederdi, bense hungur hungur aglardim orta hazirlik sinifindaki ilk senemde.

Sonrasinda size daha sonra bahsetmek istedigim 6 yil daha okudum annemin hasretiyle. Iste dun o canim annemin dogumgunuydu.Benjamin Button gibi biri oldu annem. Yaslandikca genclesen, ve hayatinin bir saniyesini dahi bos gecirmemek adina ugrasan. Bunun en buyuk gerekcesi muhakkak o 2008 yazinda o illet kanser hastaligina yakalanip, cok sukur tedaviye olumlu cevap vermesi oldu.

Aktar gibidir annemin evi. Akla gelmedik bitki ve meyvelerin cayini kaynatir icer. Genc kalmasinin bir sirrida bu. Birdahaki sefere ona gittigimde o dolabin resmini cekip paylasmaliyim sizlerle. Sadece bu kadar degil elbet. Duzenli olarak yagmur kar demeden yuruyuse cikar,ilkbahar ve yaz mevsiminde turlu yesil otlar toplar, sonbaharin bitimine dogru ormanda findik, ceviz, kestane, bogurtlen vb yiyecekler toplayip, sevdikleriyle paylasir.
...........

Gecenlerde cok sevdigim arkadasimin annesinin uykuda kalbinin durdugu haberi geldi. Ben gunler sonrasinda haberim oldu. Haber aldimda fisinin cekildigi, ve ruhunun teslim etmesini beklediklerinin haberi geldi. Esimle apar topar hastahaneye gittik destek olmak adina. Arkadasimizi goremedik, ama epeydir gormedigimiz dostlarla karsilastik. Zaten ya dugunde, ya olumde karsilasir olduk gormediklerimizle.
O sabah hakkin rahmetine erdi teyzemiz insallah, ve ayni aksam cenazesini, ulkem toparklarina gomulmek uzre yolladik sevenleri esliginde.

Biricik annemin kiymetini birkez daha anladim o an. Rabbim kimseyi sevdiklerinden ayri koymasin, amin!

...disarisi sabah olmus

"Uyan anne, disarisi sabah oldu!"..
2 dk. sonra; "Anne karnimdan ses cikiyor bak." (kafami karnindan gelen aclik seslerini dinlemeye zorlar)
yine 2 dk sonra; "Anne, ama hadi artik kalk ben cocuk tv'ye bakmak istiyorum."
2 dk sonra esim; "Ayse kalksana, yazik yaaa cocugun karnindan ses cikiyor."'

Guc bela kalktim, yari uykulu kepekli diye bilinen, ama bu ulkede 'kahverengi' ismi ile anilan iki dilim ekmege nutella isminde, akillara zarar surme cikolata ile ekmegi "koyu kahve" hale getirdim. Aldigim talimat uzerine  tv basinda yerini hazirlamis ogluma teslim ettip bir bardak sut esliginde.

Sonrasi cep telefonuma gelen mesajla ekstrinsik (disa bagli bir etkenin sizi motive etmesi) olarak motive oldum uyanmaya. Soyle diyordu mesaj:
"Gunluk takipcinim..Gec bile kaldin guzel insan :) bu sabahki guzel haber Ayse'nin de blogcu olmasi."

..........
2006 yilin'in yaztatiliydi. Bircok gurbetci gibi bizde yaz tatilimizin buyuk bir kismini memlekette geciriyorduk. Zira o sene kayinim evlenecekti. Hamileydim yaklasik 12 hafta. Esimle araba ile Konya havalimanindan memleketimiz Karaman'a donuyorduk. Yolda Dursun Ali Erzincanli'nin En sevgiliye  isimli albumunu dinliyorduk. Bedir savasini anlatiyordu. Islamiyette Muslumanlarin inanmayanlarin kotu muamelerine karsi koymalarinin ilki. Esirlerin 10 kisiye okuma yazma ogretmeleri uzerine ozgurluklerine kavustuklari, Islamin ilk savas zaferi Bedir..
M.Akif Ersoy'un Canakkale sehitlerine istinaden yazdigi eserinde "Bedrin aslanlari ancak bu kadar sanli idi" diye bahsettigi Bedir savasi ve onun savasanlari..
Iste bu yolculukta esimle Dursun Ali Erzincanli'nin guzel yorumundan su sozleri dinledik
" Ey Hamza...heybetini gizli tut, olumu dahi korkutuyorsun.." Zaten hamilelik hormonlarinin getirdigi asiri duygusallik, ve kainatin efendisi, efendimizin guzel amcasina soylenen bu muhtesem sozleri gozyaslarimizin sel olmasina vesile oldu o an.. Bir an icin arabalarin sileceklerini goz pinarlarimda kullanmayi dusunmedim degil...

Degerli esime bir oglumuz olursa ismine Hamza isminini eklemeyi onerdim. Oncesinde babasinin ismi olan Mustafa ismini kullanmaya karar vermistik cunki. Cok buyuk memnuniyetle karsiladi, ve oglumuz 2007 Subatin'in 4unde, aksam 20.45'te dunyaya geldiginde ona ezan-i Muhammedi sonrasi "Senin ismin Mustafa Hamza olsun..senin ismin Mustafa Hamza olsun" dedi..

Iste bu kendi soylemiyle "uc bucuk yasindayim' yasindaki oglumun "..disarisi sabah oldu anne, uyan!" demesiyle uyandim bu sabah...

20.12.2010

Nasil anlatsam...

...nerden baslasam..diyor ya MFO Bodrum Bodrum isimli sarkilarinda. Severim MFO yu, daha bir cok ses sanatcisini severim de, sirasi degil simdi.

Hahaha iyi mi?! Az once MFO'nun sirasi degil derken, neyin sirasi oldugunu unuttuk.
Icimdeki ses: "Neyin sirasi olacak, anlatmak, paylasmak istediklerin  var!'
Dis ses: "Nasil ya, ne anlatmak istiyordum ki ben?"
Icimdeki ses: "Aman beee, ne halin varsa gor. Senle mi ugrasayim bu saatte!"

Oyle anlar olur ki anlatacaklarim hic bitmez, oyle anlar olur ki anlatacaklarim sus kesilir. Cok daha erken baslamaliydim bu blog isine, baksaniza paylasmak istedigim seylerin yogunlugundan lál kesildim.

Bircok blogcu gibi bende bu ise kendi arzumdan ziyade 'cevremdekiler' in (ki bu cevre tam olarak hangi alani kapsar, icinde cansiz varliklari da barindirir mi? sorusuna bi turlu cevap veremedigim ) muhakkak yapmam gerektigine inamalarindan oturu 'bismillah' deyip basladik qirkayak.blogspot.com 'a vesselam...

..amanda kimler gelmis

..ben mi geldim? Bilmem kac kusur blog takip edip "yok canim, ben ne anlarim, nasil ugrasirim? " diye debellenir duruken, bi bakmisim acivermisim qirkayak isimli blogumu..

Dolu dolu bir kadincagizim. Zoru seven, mucadelede hirstan ziyade azimden hoslanan. Zenginim fena halde. Anlatmakla bitiremeyecegimi dusunsemde bu zenginligi qirkayak 'ta bi sekilde baslayim dedim bir yerden..

Guzel gonlu arzu eden arada bakiversin  'ne anlatmis, ne paylamis yine bizim qirkayak' diye...